"Boşaldı cehennem ve
saçıldı tüm şeytanlar ortalığa!"
YOKYER - Neil Gaiman
Tür:
Bilim Kurgu, Fantastik
Orijinal
Adı: Neverwhere
Basım
Yılı: 1996-2010
Sayfa
Sayısı: 372
Genç ve iyi kalpli Richard
Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın
hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu
hayal bile etmediği bir dünyayla –şehrin altındaki terk edilmiş Metro
istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla– tanıştırır. O
artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve
eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların
ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...
“Gaiman, basitçe söylemek
gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için
şanslıyız”
Stephen King
***
Neil
Gaiman… Onun için söylenecek pek çok şey var, ancak benim için yeri
doldurulamaz bir yazar ve bir karakter. Londra’ya ilk gidişimin ertesinde,
İstanbul’a dönerken elimde nasıl bir kitap olduğunu çok iyi biliyordum.
Dönmeden
bir gün önce, elimizde Ritazza’dan aldığımız büyük boy kahvelerimizle birlikte 187
Piccadilly W1J 9LE adresinde bulmuştum kendimi. Hatchards, Londra’nın 1797
yılında kurulmuş olan en eski kitapçısıdır. İçeriye adımımı atar atmaz, hem kendi
tarihi, hem raflarındaki kitapların sıralanışı ile beni adeta kendimden geçirmişti.
Anlaşılacağı üzere epey uzun bir süre kitapçıda keşifteydim. Her türde kitabı
incelememe rağmen beni en fazla alıkoyan raf elbette fantastik-bilim kurgu
rafları olmuştu. Kitapları heyecanlı bir merakla incelerken, elime aldığım ilk kitap
Amerikan Tanrıları idi. Hemen
arkamda; okuma salonunun füme rengi rahat koltuklarına gömülüp incelemeye
koyuldum. Neil’in güçlü kalemi, muazzam karakterleri ve hayal dünyası beni ilk o
gün etkisi altına almıştı. Londra’nın yaklaşık iki yüz yirmi senelik en eski
kitapçı dükkanında okumaya başladığım o kitap beni Gaiman’ın gizli dünyalarını
keşfe çıkartan ilk kitap oldu.
Ardından
tahmin edeceğiniz üzere bütün kitaplarını aldım ve hepsini muazzam bir keyifle
okuyup yuttum. Sonra o yuttuğum kitapların arasından öyle bir kitap çıktı ki, hayatımı
ve kariyerimi bir günde-aslında kitabı bitirene kadar geçen birkaç saatte demek
daha doğru olur-değiştirdi. Rafa kaldırdığım pek çok kısa hikayemi yeniden ele
almama yardımcı oldu. Yani YOKYER benim kariyerimin başlangıç
noktası oldu.
“Richard Mayhew Londra’ya
gitmeden önceki gece kendini pek iyi hissetmiyordu.” Diye başlıyor kitabın ilk
satırları. Ana karakter kendini pek iyi hissetmiyordu ama ben kendimi deli gibi
heyecanlı ve bir hayli keyifli hissediyordum.
Ana
karakterin kısa bir tanıtımının ardından-ki bu nişanlısı, işi ve kariyeri,
yaşadığı ev-sevgili Neil hemen hikayenin içine dalıyor. Sayfanın başında
verdiğim kısa tanıtım yazısını okuyanlar kendilerini nelerin beklediğini az çok
tahmin edecek fakat asla kapıların ardındaki gerçeği bilemeyecekler. Şayet kitabı
edinip okumadılar ise…
Yardımsever,
merhametli Richard Mayhew bencil ve duyarsız nişanlısına rağmen hiç tanımadığı
tuhaf görünümlü bir kıza yardım etmek üzere evini açar. Nişanlısının
tehditlerine rağmen Richard bu kıza yardım etmeye ve başına neler geldiğini
anlamaya kararlıdır. Kız, yaşadığı garip dünyasında Richard’ın tahmin
ettiğinden de tehlikeli bir durumun içindedir. Richard kıza yardım etmek üzere
harekete geçtiğinde kendini daha önce bildiği ancak bir o kadar da garipsediği
bir şehirde bulur. Bu şehir, Londra’nın karanlık tünelleri ve kokuşmuş
kanalizasyonlarının arasına sıkışmış, sıçanların hükmettiği ve tuhaf
alışkanlıkları olan insanların olduğu Aşağı
Londra’dır.
Hikayedeki
karakterler üzerinde uzun uzadıya yazmayacağım, kitabı okuyanlar nasıl bir tat
aldıklarını, hatta var olup olmadıklarını bile düşünecek kadar hikayenin içine
girmişlerdir diye düşünüyorum. Belki de yolda yürürken her gördükleri
kanalizasyon kapağının altında da kendi şehirlerinden bir tane daha olup
olmadığını…
Kitabı
okuduktan bir süre sonra yeniden Londra’ya gittiğimde, kitapta adı geçen
yerleri daha önce görmüş olmama rağmen kitaptan sonra bambaşka bir gözle
bakmaya başladım. Meşhur metro istasyonları ve merkezi mekanları gözüme daha
bir fantastik geliyordu. Richard’ın evinin sokağındaki ekmek fırınını görmek,
hikayede ilginç isimlere sahip metro istasyonlarından ve bahsedilen tünellerin
önünden geçmek oldukça heyecan vericiydi.
Hikayede
sona yaklaştıkça, nasıl sonlanacağıyla ilgili tezler üretiyordum kafamda. Sonra
bir baktım enfes bir şekilde noktalanmış kitap. Aslına bakarsanız sonunu değil,
bir sonraki sayfayı tahmin etmek bile çok güç. Gaiman’ın karanlık hayal gücü
ara sıra eğlenceli diyaloglara da yer verebiliyor. Sıçanlar ve tuhaf insanlarla
dolu karanlık bir tünelde korku dolu adımların ve tutulmuş nefeslerin sonunda
açılan bir kapı sizi gülümsetebiliyor. Yeni ve tuhaf şehirlerden, karanlık ve
gizemden, sıra dışı bir yaşamdan ve her sayfada şaşırmaktan hoşlananlardansanız
Yokyer
sizin için biçilmiş, size özel yazılmış bir kitap.
Yokyer’in
1996 yapımı 6 bölümden oluşan bir de mini dizisinin olduğunu hatırlatmakta
yarar var.
Okumayanlar
için çok şey kaçırdığınızı söylemek isterim. Yazarla henüz tanışmamış olanlarınız
için ise işte tam sırası!
Birde
tavsiye: bu kitabı okurken kendinizi bir hayli kaptırıp saati unutacağınız için
yanınıza büyük boy bir termos kupa ile kahve-çay ve birazda abur cubur alıp
kendinizi ödüllendirin derim J
Herkese,
açabildiği kadar kapılı bir şehir dilerim…
Valla o kadar adını duyduğum halde hiç okumadığım bir yazardı... En sonunda dayanamayıp, "anansi çocukları"nı aldım bakalım, elimde Triton var, bitirince okuyacağım...
ReplyDeleteGüzel bir başlangıç. Anansi Çocukları'da diğerleri gibi çok keyiflidir. Karanlıktan korkmadan şaşırmak, şaşırırken eğlenmek mümkün değil diyenler varsa Gaiman kitapları onları korkutup eğlendirecek ilk tercihleri olsun :) Ardından Yokyer'i mutlaka tavsiye ederim.
ReplyDelete