Yılın son gecesinde, okyanus nefesini tuttu.
Yukarıda
insanlar geri sayım yaparken, aşağıda, ışığın artık bir hatıra olduğu
derinlikte Siren’ler uyanıyordu.
Siren’lerin
sesi, batmış gemilerin pasına, unutulmuş yeminlerin titreşimine,
ve denize atılıp geri alınmayan dileklere karıştı.
O gece, Siren’lerin saçları yosunlar gibi
akıyor, gözleri yıldızsız geceler gibi karanlığa bakıyordu.
Ve her yılın
son gecesindeki gibi yine o soruyu fısıldadılar:
“İnsanlar
bu yıl en çok neyi unuttular?”
Yılın son
gecesinde insanlar dilek tuttu. Deniz ise sayım yaptı.
Kaybolan
mercanlar.
Sessizleşen balinalar.
Geri dönmeyen türler.
Okyanusun derinliklerinde, ışığın bile vazgeçtiği yerde, deniz kızları toplandı.
Onlar
eskiden şarkı söylerdi. Şimdi sesleri yorgundu. İsteyerek değil, mecburi bir
yorgunluktu bu.
Birinin
kuyruğuna şeffaf bir plastik dolanmıştı; çıkartmaya çalıştıkça ruhunun
derinliklerine gömülüyordu. Başka birinin saçlarına misina karışmıştı; saçıyla
birlikte anılarını da kesmişti.
“İnsanlar
bizi masal sanıyor.
Bu yüzden canımızın yandığını duymuyorlar.”
Uzakta,
devasa gölgeler hareket etti.
Ticari avlanma gemilerinin yan ağları sarkıyordu derinliğe.
Balıkları değil, geleceği süpürüyordu.
Ağlara
takılanlar sadece bedenler değildi;
Şarkılar,
yollar,
nesiller…
Deniz
kızları ağları kesemedi. Metal, kadim büyülerden daha inatçıydı.
Onlar
insanlardan nefret etmezdi.
Nefret, yüzeye ait bir duyguydu.
Onlar hayal
kırıklığı duyardı. Çünkü insanlar her şeyi biliyordu.
Ama hiçbir şeyi hissetmiyordu.
Deniz
kızlarının en yaşlısı, kabuklarla kaplı gözlerini araladı ve fısıldadı:
“Onlara
tekrar şarkı söyleyelim mi?”
Deniz
cevap verdi:
“Hayır.
Bu yıl, sessizlik yeterince yüksekti.”
En genç
olanının kuyruğundaki plastik parladı.
Ay ışığı değil, insan yapımı bir ışıktı bu.
“Bizi
kurtarmanızı beklemedik.
Sadece öldürürken bu kadar rahat olmanızı
anlamaya çalıştık.”
Yılın son
gecesi.
Derinlikte hiçbir şey kutlanmıyor.
Deniz
kızları toplanmış.
Eksik sayıyla.
Eskiden
burada daha fazlası vardı.
İsimleri vardı.
Sesleri vardı.
Şimdi
sadece
boşlukları var.
Bu bir
masal değil, bu bir kayıt.
Ve insanlara bırakılan son kayıt
devam etti.
Deniz kızı
yorgun sesini fısıltıya bıraktı:
“Bir
gün çocuklarınıza
denizi anlatacaksınız.
‘Eskiden…’
diye başlayacaksınız.”
Gülümsüyor.
Bu bir masal gülümsemesi değil.
“Onlara
bizi anlatırken
gözlerinin içine bakabilecek misiniz?”
Yılın son
saniyeleri yaklaşırken,
deniz bir karar aldı.
Fırtına
çıkarmadı.
Suları yükseltmedi.
Sadece
şunu yaptı:
Çekildi.
Balıklar
biraz daha derine indi.
Mercanlar rengini sakladı.
Deniz kızları şarkılarını içlerine gömdü.
İnsanlar
sabah uyandığında
deniz yine oradaydı ama artık
cevap vermiyordu.
Ve yıl
değiştiğinde,
insanlar denizin sustuğunu fark etmedi—
çünkü onu kirletirken de
hiç dinlememişlerdi.
Ve yıl
değiştiğinde,
deniz size kızgın değildi;
sadece artık sizi hatırlamaya değer bulmuyordu.

No comments:
Post a Comment