31/12/2025

Derinliğin Altındaki Son Masal (Yılın Son Gecesi Versiyonu)


Yılın son gecesinde, okyanus nefesini tuttu.

Yukarıda insanlar geri sayım yaparken, aşağıda, ışığın artık bir hatıra olduğu derinlikte Siren’ler uyanıyordu.

Siren’lerin sesi, batmış gemilerin pasına, unutulmuş yeminlerin titreşimine,
ve denize atılıp geri alınmayan dileklere karıştı.

 O gece, Siren’lerin saçları yosunlar gibi akıyor, gözleri yıldızsız geceler gibi karanlığa bakıyordu.

Ve her yılın son gecesindeki gibi yine o soruyu fısıldadılar:

“İnsanlar bu yıl en çok neyi unuttular?”

Yılın son gecesinde insanlar dilek tuttu. Deniz ise sayım yaptı.

Kaybolan mercanlar.
Sessizleşen balinalar.
Geri dönmeyen türler.

Okyanusun derinliklerinde, ışığın bile vazgeçtiği yerde, deniz kızları toplandı.

Onlar eskiden şarkı söylerdi. Şimdi sesleri yorgundu. İsteyerek değil, mecburi bir yorgunluktu bu.

Birinin kuyruğuna şeffaf bir plastik dolanmıştı; çıkartmaya çalıştıkça ruhunun derinliklerine gömülüyordu. Başka birinin saçlarına misina karışmıştı; saçıyla birlikte anılarını da kesmişti.

En genç olanı konuştu:

“İnsanlar bizi masal sanıyor.
Bu yüzden canımızın yandığını duymuyorlar.”

Uzakta, devasa gölgeler hareket etti.
Ticari avlanma gemilerinin yan ağları sarkıyordu derinliğe.
Balıkları değil, geleceği süpürüyordu.

Ağlara takılanlar sadece bedenler değildi;

Şarkılar,
yollar,
nesiller…

Deniz kızları ağları kesemedi. Metal, kadim büyülerden daha inatçıydı.

Onlar insanlardan nefret etmezdi.
Nefret, yüzeye ait bir duyguydu.

Onlar hayal kırıklığı duyardı. Çünkü insanlar her şeyi biliyordu.
Ama hiçbir şeyi hissetmiyordu.

Deniz kızlarının en yaşlısı, kabuklarla kaplı gözlerini araladı ve fısıldadı:

“Onlara tekrar şarkı söyleyelim mi?”

Deniz cevap verdi:

“Hayır. Bu yıl, sessizlik yeterince yüksekti.”

En genç olanının kuyruğundaki plastik parladı.
Ay ışığı değil, insan yapımı bir ışıktı bu.

“Bizi kurtarmanızı beklemedik.
Sadece öldürürken bu kadar rahat olmanızı
anlamaya çalıştık.”

Yılın son gecesi.
Derinlikte hiçbir şey kutlanmıyor.

Deniz kızları toplanmış.
Eksik sayıyla.

Eskiden burada daha fazlası vardı.
İsimleri vardı.
Sesleri vardı.

Şimdi sadece
boşlukları var.

Bu bir masal değil, bu bir kayıt.

Ve insanlara bırakılan son kayıt devam etti.

Deniz kızı yorgun sesini fısıltıya bıraktı:

“Bir gün çocuklarınıza
denizi anlatacaksınız.

‘Eskiden…’ diye başlayacaksınız.”

Gülümsüyor. Bu bir masal gülümsemesi değil.

“Onlara bizi anlatırken
gözlerinin içine bakabilecek misiniz?”

Yılın son saniyeleri yaklaşırken,
deniz bir karar aldı.

Fırtına çıkarmadı.
Suları yükseltmedi.

Sadece şunu yaptı:

Çekildi.

Balıklar biraz daha derine indi.
Mercanlar rengini sakladı.
Deniz kızları şarkılarını içlerine gömdü.

İnsanlar sabah uyandığında
deniz yine oradaydı ama artık
cevap vermiyordu.

Ve yıl değiştiğinde,
insanlar denizin sustuğunu fark etmedi—
çünkü onu kirletirken de
hiç dinlememişlerdi.

Ve yıl değiştiğinde,
deniz size kızgın değildi;
sadece artık sizi hatırlamaya değer bulmuyordu.

 

 

 

 

 

No comments:

Post a Comment

Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...