03/04/2014

Kitap İncelemeleri


      "Boşaldı cehennem ve saçıldı tüm şeytanlar ortalığa!"
                                          






YOKYER - Neil Gaiman

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik
Orijinal Adı: Neverwhere
Basım Yılı: 1996-2010
Sayfa Sayısı: 372



Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla –şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla– tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...

“Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız”
Stephen King

                                                                          ***

Neil Gaiman… Onun için söylenecek pek çok şey var, ancak benim için yeri doldurulamaz bir yazar ve bir karakter. Londra’ya ilk gidişimin ertesinde, İstanbul’a dönerken elimde nasıl bir kitap olduğunu çok iyi biliyordum.

Dönmeden bir gün önce, elimizde Ritazza’dan aldığımız büyük boy kahvelerimizle birlikte 187 Piccadilly W1J 9LE adresinde bulmuştum kendimi. Hatchards, Londra’nın 1797 yılında kurulmuş olan en eski kitapçısıdır. İçeriye adımımı atar atmaz, hem kendi tarihi, hem raflarındaki kitapların sıralanışı ile beni adeta kendimden geçirmişti. Anlaşılacağı üzere epey uzun bir süre kitapçıda keşifteydim. Her türde kitabı incelememe rağmen beni en fazla alıkoyan raf elbette fantastik-bilim kurgu rafları olmuştu. Kitapları heyecanlı bir merakla incelerken, elime aldığım ilk kitap Amerikan Tanrıları idi. Hemen arkamda; okuma salonunun füme rengi rahat koltuklarına gömülüp incelemeye koyuldum. Neil’in güçlü kalemi, muazzam karakterleri ve hayal dünyası beni ilk o gün etkisi altına almıştı. Londra’nın yaklaşık iki yüz yirmi senelik en eski kitapçı dükkanında okumaya başladığım o kitap beni Gaiman’ın gizli dünyalarını keşfe çıkartan ilk kitap oldu.

Ardından tahmin edeceğiniz üzere bütün kitaplarını aldım ve hepsini muazzam bir keyifle okuyup yuttum. Sonra o yuttuğum kitapların arasından öyle bir kitap çıktı ki, hayatımı ve kariyerimi bir günde-aslında kitabı bitirene kadar geçen birkaç saatte demek daha doğru olur-değiştirdi. Rafa kaldırdığım pek çok kısa hikayemi yeniden ele almama yardımcı oldu. Yani YOKYER benim kariyerimin başlangıç noktası oldu.

“Richard Mayhew Londra’ya gitmeden önceki gece kendini pek iyi hissetmiyordu.” Diye başlıyor kitabın ilk satırları. Ana karakter kendini pek iyi hissetmiyordu ama ben kendimi deli gibi heyecanlı ve bir hayli keyifli hissediyordum.

Ana karakterin kısa bir tanıtımının ardından-ki bu nişanlısı, işi ve kariyeri, yaşadığı ev-sevgili Neil hemen hikayenin içine dalıyor. Sayfanın başında verdiğim kısa tanıtım yazısını okuyanlar kendilerini nelerin beklediğini az çok tahmin edecek fakat asla kapıların ardındaki gerçeği bilemeyecekler. Şayet kitabı edinip okumadılar ise…

Yardımsever, merhametli Richard Mayhew bencil ve duyarsız nişanlısına rağmen hiç tanımadığı tuhaf görünümlü bir kıza yardım etmek üzere evini açar. Nişanlısının tehditlerine rağmen Richard bu kıza yardım etmeye ve başına neler geldiğini anlamaya kararlıdır. Kız, yaşadığı garip dünyasında Richard’ın tahmin ettiğinden de tehlikeli bir durumun içindedir. Richard kıza yardım etmek üzere harekete geçtiğinde kendini daha önce bildiği ancak bir o kadar da garipsediği bir şehirde bulur. Bu şehir, Londra’nın karanlık tünelleri ve kokuşmuş kanalizasyonlarının arasına sıkışmış, sıçanların hükmettiği ve tuhaf alışkanlıkları olan insanların olduğu Aşağı Londra’dır.

Hikayedeki karakterler üzerinde uzun uzadıya yazmayacağım, kitabı okuyanlar nasıl bir tat aldıklarını, hatta var olup olmadıklarını bile düşünecek kadar hikayenin içine girmişlerdir diye düşünüyorum. Belki de yolda yürürken her gördükleri kanalizasyon kapağının altında da kendi şehirlerinden bir tane daha olup olmadığını…

Kitabı okuduktan bir süre sonra yeniden Londra’ya gittiğimde, kitapta adı geçen yerleri daha önce görmüş olmama rağmen kitaptan sonra bambaşka bir gözle bakmaya başladım. Meşhur metro istasyonları ve merkezi mekanları gözüme daha bir fantastik geliyordu. Richard’ın evinin sokağındaki ekmek fırınını görmek, hikayede ilginç isimlere sahip metro istasyonlarından ve bahsedilen tünellerin önünden geçmek oldukça heyecan vericiydi.

Hikayede sona yaklaştıkça, nasıl sonlanacağıyla ilgili tezler üretiyordum kafamda. Sonra bir baktım enfes bir şekilde noktalanmış kitap. Aslına bakarsanız sonunu değil, bir sonraki sayfayı tahmin etmek bile çok güç. Gaiman’ın karanlık hayal gücü ara sıra eğlenceli diyaloglara da yer verebiliyor. Sıçanlar ve tuhaf insanlarla dolu karanlık bir tünelde korku dolu adımların ve tutulmuş nefeslerin sonunda açılan bir kapı sizi gülümsetebiliyor. Yeni ve tuhaf şehirlerden, karanlık ve gizemden, sıra dışı bir yaşamdan ve her sayfada şaşırmaktan hoşlananlardansanız Yokyer sizin için biçilmiş, size özel yazılmış bir kitap.

Yokyer’in 1996 yapımı 6 bölümden oluşan bir de mini dizisinin olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Okumayanlar için çok şey kaçırdığınızı söylemek isterim. Yazarla henüz tanışmamış olanlarınız için ise işte tam sırası!
Birde tavsiye: bu kitabı okurken kendinizi bir hayli kaptırıp saati unutacağınız için yanınıza büyük boy bir termos kupa ile kahve-çay ve birazda abur cubur alıp kendinizi ödüllendirin derim J

Herkese, açabildiği kadar kapılı bir şehir dilerim…





2 comments:

  1. Valla o kadar adını duyduğum halde hiç okumadığım bir yazardı... En sonunda dayanamayıp, "anansi çocukları"nı aldım bakalım, elimde Triton var, bitirince okuyacağım...

    ReplyDelete
  2. Güzel bir başlangıç. Anansi Çocukları'da diğerleri gibi çok keyiflidir. Karanlıktan korkmadan şaşırmak, şaşırırken eğlenmek mümkün değil diyenler varsa Gaiman kitapları onları korkutup eğlendirecek ilk tercihleri olsun :) Ardından Yokyer'i mutlaka tavsiye ederim.

    ReplyDelete

Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...