Anarres’ten Urras’a
“Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.” Mülksüzler, 1974
Ursula K. Le Guin’in ucunu sivrilttiği kaleminden çıkan ve yakın geleceğimize ışık tutan, benim de favori kitaplarım arasında yer alan Mülksüzler’den bahsedeceğim size. Kimsenin kaleminden okumadığınız, ağzından işitmediğiniz, hiçbir platformda benzerine rastlamadığınız türden bir teorim var bu yazı dizisinde. Sadece sabırlı olun ve arkanıza yaslanıp hikayeye odaklanın. Kahvenizi de yudumlamayı unutmayın. Hadi başlayalım.
Çoğunuzun bildiği üzere, SpaceX şirketinin kurucu CEO'su Elon Musk 2024’te Mars’a insan göndermeyi ve 40 yılda 1 milyon kişilik koloni kurmayı hedefliyor. Muazzam denecek servetini kullanarak Mars’ta kendi ayakları üzerinde durabilen bir şehir tasarlama taahhüdünü geçtiğimiz aylarda yinelemişti. Attığı Tweet ise şöyleydi:
“Amacım, servetimin yaklaşık yarısıyla dünyadaki sorunları çözmeye çalışırken diğer yarısıyla da Dünya'ya bir meteor çarpması ya da kendi kendimizi bitireceğimiz bir 3. Dünya Savaşı çıkması durumunda, tüm canlıların yaşamının devam etmesi için Mars'ta kendi kendine yetebilen bir şehir kurmak.”
Buraya kadar her şey tandık ve güncel. Şimdi gelelim bizim meşhur Mülksüzler kitabına…
Ursula K. LeGuin, devlet iktidarına yönelik sık eleştirileri, kapitalizmi reddetmesi, koyu bir feminist duruşu ve sisteme yönelik alternatif algılara açık olmasıyla tanıdığımız usta bir kalem, güçlü bir kişilik. 1968’de aynı yıl içinde Yerdeniz Büyücüsü ve Karanlığın Sol Eli kitaplarını yayınladıktan sonra edebiyat eleştirmenleri onu hangi türe koyacaklarını bilemediler. Bilim-kurgu mu, fantastik mi, çocuk kitapları mı yoksa bilim-kurgu altında bir feministlik manifestosu muydu tüm bu kitaplar… Fakat o hiçbir zaman tek bir türe sığamayacağını söylüyordu, “Beni sadece bilim-kurgu veya fantezi yazarı olarak sınırlamayın, ben her yerdeyim her türdeyim”, demişti. Gerçekten de öyleydi usta kalem, denemeleri ve onlarca şiir kitabı da var kendisinin.
Ve 1974’te Mülksüzler kitabı yayımlandı.
2014 yılında Portland Community College adlı üniversitede yaptığı söyleşide kitabı yazma sürecinden bahsederken şunları söylüyordu:
“Şöyle bir fikir gelmişti aklıma; kendi halkına kısmen ayak uyduramayan bir fizikçi ile başladı düşüncelerim. Bilemiyorum, bu hikayeye başladım ama bir noktada tıkandı. Bir anlamda felaketti. Bu yüzden olduğu gibi bıraktım fakat karakter içime işlemişti. Bazı şeyler kendimi pasif direniş ve Gandizm hakkında araştırmaya yöneltti. Ve bu da anarşizmle ilgili pek çok okuma yapmaya itti. Kropotkin ve Goodman gibi yazarları oldukça uyarıcı ve heyecanlı buldum. Bunlarla birlikte anarşizm ile ilgili okumalar yaptım. Portland şehir merkezinde eskiden küçük bir kitapçı vardı, anarşist yazım ile ilgili kayda değer bir koleksiyonları vardı. Herkesin erişemeyeceği bir koleksiyondu ve kitapçıyı iyi tanımanız gerekirdi. Çünkü halen hükümet bazı şeyler konusunda hassastı ve tehlikeli bulabiliyordu. Ben ise sadece iyi birkaç şey okumayı araştırma yapmayı hedefliyordum. Bomba fırlatan anarşistlerden değildim. Maalesef çoğu insan bunun ayırımını yapamıyor. Koleksiyona erişince fark ettim ki birden fazla ütopya var, bir sürü siyasi ütopya var ama anarşist ütopya yoktu. Eğlenceli olabilir diye düşündüm. Anarşist bir dünya düşleyebilirim ve nasıl olduysa fizikçim bir şekilde geri döndü ve olaya dahil oldu. Bu tamamen onunla ilgili olmalıydı. İşte bu şekilde kitap da bir araya gelmiş oldu. Bu süreç iki yılımı aldı ve sonrasında daha fazla okumalar yapıldı. Komün yaşamı ve benzer şeyleri anlamak için İsrail’deki Kibutz hakkında bilgiler edindim. Oldukça eğlenceliydi.”
Ve iki gezegen kurgulandı; biri tıpkı doğasıyla, tarımıyla, güzellikleri ve yönetim şekli ile dünyamıza benzeyen Urras diğer ise tüm bunların olmadığı çorak, kurak, kıtlık içinde, hiçbir yasanın, adaletin, kuralın, sistemin, toplumsal mülkiyetin olmadığı, bir nevi cinsiyetsizliğin yaşandığı, cinsiyet sınıflandırmasının olmadığı Anarres idi.
Günümüzde insanlara hangisini tercih ederdiniz diye sorulsa nasıl cevaplar alırdık acaba? Çok merak ettim çünkü benim de bir cevabım var 😊
LeGuin, sessiz ve derinden gitmeyi seven bir yazardı. 60’ların büyük çoğunluğunu Paris’te geçiren yazar epeyce hareketli bir dönem yaşamıştı. Koyu feminist, oldukça da sabırlı bir radikaldi. Halbuki 80’lerde yazdığı makalelerde 60’larda feministlik hakkında ne kadar saf olduğunu, yeteri kadar feminist olamadığını belirtmişti.
Yıllar önce okuduğum bu kitabı 2021 Ekim’inde yeniden okuma ihtiyacı hissetmemle başladı her şey. 74’ten bu yana geçen 47 yılda neler olmuştu dünyada. İnsanların dimağında ve geleceğe bakışlarında ve yorumlayışlarında sadece bir bilim-kurgu hikayesi olarak mı yer etmişti? Yoksa birileri ta o zamanlar kaleme alınan bu hikayeyi sanki bir kehanetmişçesine bir rafa kaldırmış ve 2000’lerde ortaya çıkaracağı bir proje için saklamış mıydı?
İkinci bölüm çok yakında…







