06/11/2021

Mülksüzler - 1


                          

                  Anarres’ten Urras’a

                                  “Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.”                    Mülksüzler, 1974

 

Ursula K. Le Guin’in ucunu sivrilttiği kaleminden çıkan ve yakın geleceğimize ışık tutan, benim de favori kitaplarım arasında yer alan Mülksüzler’den bahsedeceğim size. Kimsenin kaleminden okumadığınız, ağzından işitmediğiniz, hiçbir platformda benzerine rastlamadığınız türden bir teorim var bu yazı dizisinde. Sadece sabırlı olun ve arkanıza yaslanıp hikayeye odaklanın. Kahvenizi de yudumlamayı unutmayın. Hadi başlayalım.

Çoğunuzun bildiği üzere, SpaceX şirketinin kurucu CEO'su Elon Musk 2024’te Mars’a insan göndermeyi ve 40 yılda 1 milyon kişilik koloni kurmayı hedefliyor. Muazzam denecek servetini kullanarak Mars’ta kendi ayakları üzerinde durabilen bir şehir tasarlama taahhüdünü geçtiğimiz aylarda yinelemişti. Attığı Tweet ise şöyleydi:

“Amacım, servetimin yaklaşık yarısıyla dünyadaki sorunları çözmeye çalışırken diğer yarısıyla da Dünya'ya bir meteor çarpması ya da kendi kendimizi bitireceğimiz bir 3. Dünya Savaşı çıkması durumunda, tüm canlıların yaşamının devam etmesi için Mars'ta kendi kendine yetebilen bir şehir kurmak.”

Buraya kadar her şey tandık ve güncel. Şimdi gelelim bizim meşhur Mülksüzler kitabına…

 

Ursula K. LeGuin, devlet iktidarına yönelik sık eleştirileri, kapitalizmi reddetmesi, koyu bir feminist duruşu ve sisteme yönelik alternatif algılara açık olmasıyla tanıdığımız usta bir kalem, güçlü bir kişilik. 1968’de aynı yıl içinde Yerdeniz Büyücüsü ve Karanlığın Sol Eli kitaplarını yayınladıktan sonra edebiyat eleştirmenleri onu hangi türe koyacaklarını bilemediler. Bilim-kurgu mu, fantastik mi, çocuk kitapları mı yoksa bilim-kurgu altında bir feministlik manifestosu muydu tüm bu kitaplar… Fakat o hiçbir zaman tek bir türe sığamayacağını söylüyordu, “Beni sadece bilim-kurgu veya fantezi yazarı olarak sınırlamayın, ben her yerdeyim her türdeyim”, demişti. Gerçekten de öyleydi usta kalem, denemeleri ve onlarca şiir kitabı da var kendisinin.

Ve 1974’te Mülksüzler kitabı yayımlandı.

2014 yılında Portland Community College adlı üniversitede yaptığı söyleşide kitabı yazma sürecinden bahsederken şunları söylüyordu:

“Şöyle bir fikir gelmişti aklıma; kendi halkına kısmen ayak uyduramayan bir fizikçi ile başladı düşüncelerim. Bilemiyorum, bu hikayeye başladım ama bir noktada tıkandı. Bir anlamda felaketti. Bu yüzden olduğu gibi bıraktım fakat karakter içime işlemişti. Bazı şeyler kendimi pasif direniş ve Gandizm hakkında araştırmaya yöneltti. Ve bu da anarşizmle ilgili pek çok okuma yapmaya itti. Kropotkin ve Goodman gibi yazarları oldukça uyarıcı ve heyecanlı buldum. Bunlarla birlikte anarşizm ile ilgili okumalar yaptım. Portland şehir merkezinde eskiden küçük bir kitapçı vardı, anarşist yazım ile ilgili kayda değer bir koleksiyonları vardı. Herkesin erişemeyeceği bir koleksiyondu ve kitapçıyı iyi tanımanız gerekirdi. Çünkü halen hükümet bazı şeyler konusunda hassastı ve tehlikeli bulabiliyordu. Ben ise sadece iyi birkaç şey okumayı araştırma yapmayı hedefliyordum. Bomba fırlatan anarşistlerden değildim. Maalesef çoğu insan bunun ayırımını yapamıyor. Koleksiyona erişince fark ettim ki birden fazla ütopya var, bir sürü siyasi ütopya var ama anarşist ütopya yoktu. Eğlenceli olabilir diye düşündüm. Anarşist bir dünya düşleyebilirim ve nasıl olduysa fizikçim bir şekilde geri döndü ve olaya dahil oldu. Bu tamamen onunla ilgili olmalıydı. İşte bu şekilde kitap da bir araya gelmiş oldu. Bu süreç iki yılımı aldı ve sonrasında daha fazla okumalar yapıldı. Komün yaşamı ve benzer şeyleri anlamak için İsrail’deki Kibutz hakkında bilgiler edindim. Oldukça eğlenceliydi.”

Ve iki gezegen kurgulandı; biri tıpkı doğasıyla, tarımıyla, güzellikleri ve yönetim şekli ile dünyamıza benzeyen Urras diğer ise tüm bunların olmadığı çorak, kurak, kıtlık içinde, hiçbir yasanın, adaletin, kuralın, sistemin, toplumsal mülkiyetin olmadığı, bir nevi cinsiyetsizliğin yaşandığı, cinsiyet sınıflandırmasının olmadığı Anarres idi.

Günümüzde insanlara hangisini tercih ederdiniz diye sorulsa nasıl cevaplar alırdık acaba? Çok merak ettim çünkü benim de bir cevabım var 😊

LeGuin, sessiz ve derinden gitmeyi seven bir yazardı. 60’ların büyük çoğunluğunu Paris’te geçiren yazar epeyce hareketli bir dönem yaşamıştı. Koyu feminist, oldukça da sabırlı bir radikaldi. Halbuki 80’lerde yazdığı makalelerde 60’larda feministlik hakkında ne kadar saf olduğunu, yeteri kadar feminist olamadığını belirtmişti.

Yıllar önce okuduğum bu kitabı 2021 Ekim’inde yeniden okuma ihtiyacı hissetmemle başladı her şey. 74’ten bu yana geçen 47 yılda neler olmuştu dünyada. İnsanların dimağında ve geleceğe bakışlarında ve yorumlayışlarında sadece bir bilim-kurgu hikayesi olarak mı yer etmişti? Yoksa birileri ta o zamanlar kaleme alınan bu hikayeyi sanki bir kehanetmişçesine bir rafa kaldırmış ve 2000’lerde ortaya çıkaracağı bir proje için saklamış mıydı?

İkinci bölüm çok yakında…

 

 

 

06/04/2021

Grey, Wet, Old and Noble

 

                   

“When the lightning of war flashed on the helmet of the night, the war sweats pouring from the bone houses blessed the female soil of the city to eternity.”

                                                                                                  Neptune E. Kosi

 

This is the gate of a city. A noble city that greets you with its grey wings spread to eternity. As most life begins, this is a foggy London day, which will open its magical door with a fog. After all, there was fog above all; in the secluded corners of the city, under and deeper...

The literary historian George Sampson said, "The darkness of the passing nights in the icy seas ravaged by storms has collapsed on the Old English poetry." Sad clouds do not always haunt his gloom and sorrow. It will inspire some of them, raindrops that zigzag the glass, maybe the pattering sounds they make while falling on the roof.

The shy sun over the wet city, which has always lived in shades of grey, seems to reign for long hours from time to time. However, it is well known not to be deceived by this situation. The rain clusters that suppress can suddenly fall over the city like forbidden love as if dramatizing everything. You never know when the sun behind the clouds will gather courage for its next move. The only certain thing is that it cannot gather its courage so easily.

The city embraces its visitors gracefully, like Debussy's Clair De Lune. When the time comes, Feetjies living in the depths of the Thames begin to whisper in the ears of visitors. This magical melodrama will inevitably get carried away. Suddenly, out of your mind, Hyde Park calls you under the Japanese cherry trees. Then you turn your steps into Regent's Park. Before you left, the Thames fairies whispered to you the story of the rose gardens, the epic fate of each rose.

They say fairy tales are contagious, just like this city. As you leave, you realize how fast time passes. Like a sandstorm in the desert, the pain of separation begins to hit and hurt your soul. The sands first cover your heart and then cover your eyes and all your senses to forbidden cities. The hope of coming back is hooked by dozens of problems.

Like everything that exists in the universe, cities have their own character and soul. Some of them open their doors to perfectionists with fine tastes, some of them to prudent conformists, and kitchen lovers who, according to some, care more about the palate than the living space, enter ...

Some cities, just like London, refresh your mind and heal fractures in your soul. As you breathe the city, a return to the time of ghosts, fairies and angels begins. When Ragnarok starts, it goes on like this until Skoll swallows the sun and Hati swallows the moon.


31/01/2021

80’lerden Gelen


     İşte herkesin bir an önce olmasını dilediği şey bir o kadar coşkusuz belki biraz da ruhsuz, bir an endişe başka bir an umut vaat eden bitişiyle gerçekleşti: 2020’yi geride bıraktık. Ardımızda kalan şeyler gerçekten orada mı kalır yoksa “bırakmak” ile “terk etmek” arasında aslında aşılmaz bir fark mı vardır? Görmekle bakmak arasında uçurumlar olduğu gibi…

    Gelin biz bu sefer iki yılı da bir kenara bırakalım ve çok daha eskiye dönüş yaparak biraz keyif alalım. 1984 yılında yayınlanan meşhur Karate Kid filmini hatırlayanlarınız vardır; Mr. Miyagi ve güçlükleri aşıp başarıya ulaşan Daniel LaRusso…




    Benim de o yıllarda favorim olan filmin 2018’de dizi versiyonu ilk sezonuyla Netflix’de yayınlandı. Yıllar sonra filmin başka bir uyarlamasını izleyecek olmak oldukça heyecan vericiydi fakat bu pek de düşündüğüm gibi olmadı. Aslına bakarsanız çok daha iyisiyle karşılaştım. Filmden tam otuz yıl sonra filmin başrol oyuncuları ile yine pek çok yan karakter dizinin kadrosunda yer alarak hayranlarını ayrıca sevindirdi.

    Cobra Kai’de, 1984 yılında gerçekleşen All Valley Karate Turnuvası'nda yaşananların otuz yıl sonrası anlatılıyor. İki dövüşçü de yıllar içerisinde olgunlaşmış ve farklı hayatlar sürmüştür. Zor zamanlardan geçen Johnny Lawrence, geçmişteki günlerine geri dönebilmek için dövüş okulu Cobra Kai’yi yeniden açar ve yeni öğrencilerini eğitmeye başlar. Johnny Lawrence ve Daniel LaRusso arasındaki rekabet ise yeniden kızışmaya başlar.


    Evet, olan oldu. 2018’de ilk sezon yayına girdi. Derken ikinci ve yakın zamanda da üçüncü sezon. Her sezon benim için ayrı keyifliydi. Tıpkı diğer fanlar gibi şimdilerde bende de hüzünlü ve sabırsız bir dördüncü sezon bekleyişi var.

    Karate severler, başarıya ulaşmada motivasyon arayanlar ve dostluğun önemine ihtiyacı olanlar için keyifli bir üç sezon diyebilirim.

    2021’in ilk günlerinde damağıma ve dimağıma biraz nostalji bulaşsın diyenleriniz varsa Cobra Kai sizi bekliyor. 80’lerin huzur kokan asil havasını keyifle solumanız dileğiyle, iyi izlemeler.

Sağlıklı ve keyifli izlemeler…



@neptune.e.kosi

27/01/2021

Yeni Kitabım LONDRA DÜŞLERİ Çıktı!

  

Sevgili Okur,

Uzun bir aradan sonra dördüncü kitabım Londra Düşleri, Aralık 2020 itibariyle yayımlanarak siz değerli okurlarla buluşmanın heyecanı içinde raflarda yerini aldı. İçeriğinde birbirinden özel 44 fantastik başlık bulacağınız Londra Düşleri, kiminizi bir düşün içine sürükleyip zamanı unutturacak kiminizi ise mucize veya doğaüstü dediğimiz olayların akışında şehrin bir ucundan diğerine uçuracak.

Yıllar içinde Londra'nın pek çok semtinde, ikinci el kitapçılarında, restoran ve cafe'lerinde, kimi ışıltılı kimi sıcakkanlı kimi de kasvetli sokaklarında, bazen bir parkta bir ağaç altında, kimi yağmurlu günlerde bir otobüsün ikinci katında, kimi zaman bir kütüphanenin raflarında kitap ve ahşap kokularını içime çekerken yaşadığım birbirinden özel anları Londra Düşleri'nde bulabileceksiniz.

Aralarda en sevdiğim, bende çok özel yerleri olan bazı yazarların biyografilerine, kitap ve film eleştirilerine de rastlayacaksınız. Satır aralarında gizlediğim özel mesajları yakalayabilirseniz çok daha keyif alacağınızı tahmin ediyorum.




Son yıllarda Londra'da pek çok yeni proje bitirdim. Hepsi de 2021'de okuruyla buluşmak için sabırsızlanarak sırasını bekliyor. Bu projelerin kimi kitap kimi tv projesi. Çok yakında onların da duyurularını yapacağımı buradan sizlere aktarmış olalım.

2021'in tüm dünyaya sağlık ve huzur getirmesini temenni ederek Londra Düşleri'nin arka kapak yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum. Sevgiyle ve kitaplarla kalın.

"Kimi zaman öyle düşsel anlar vardır ki, sizi büyülü bir hayal gücünün koluna girmiş bir şekilde karış karış gezdirir şehrin sokaklarında. Kimi düşler hayal gücünün çengeline takılır, kalır orada asırlarca. Bazısı bekleşir şehrin en kasvetli, en sisli sokağında…

Yazar, yıllardır Londra’da kaleme aldığı fantastik denemelerini, gizemli edebi biyografileri ve yaşadığı şehrin ona hediye ettiği birbirinden özel büyülü anıları bu kitapta sizler için bir araya getirdi.

Kitaptaki her hikâye, okuru yağmurlar altındaki sisli, puslu bir şehre götürürken aynı zamanda sayfalar arasına serpiştirilmiş şehrin tılsımını da ellerine bulaştırıyor.

Yazara göre tılsımı soluyan kimse bir daha iflah olmuyor.

Hazırsanız hadi atlayın Landseer’ların sırtına, önce bir Hyde Park’ta yürüyüşe çıkalım sonra Portobello Pazarı’nda nefis kremalı dondurmanın tadına bakar, oradan da Greenwich Tepesin’de şöyle bir uzanır, ton balıklı sandviçimizi yeriz."

Neptün Emel Kosi


Kitabı satın almak için: 

https://www.kitapyurdu.com/kitap/londra-dusleri-/566161.html&filter_name=londra%20d%C3%BC%C5%9Fleri


Basında Londra Düşleri:

Eurovizyon UK

http://www.eurovizyon.co.uk/kultur/neptun-emel-kosinin-londra-dusleri-kitabi-cikti-h70312.html?fbclid=IwAR0pkF5HrS_J6jh97Bvta6HHNTz7K4BTjGaCPOepuNThMHe9yletXeg_RCY

Olay Gazetesi UK

https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/neptun-emel-kosinin-londra-dusleri-kitabi-cikti.html







Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...