04/11/2020

Jane Austen ve Shakespeare 2. Bölüm

 

Jane Austen ve Shakespeare

2. Bölüm

Shakespeare'den iki yüzyıl sonra yaşadığı için Jane Austen, edebi megastardom'a doğru erken yükselişini ilk elden deneyimleme şansı buldu. Eserlerini okuyup hayran kaldı, kendi romanlarında ona atıfta bulundu ve oyunlarının sergilendiğini gördü.

Çocukken Jane Austen, Steventon papaz evindeki ahırda aile tiyatrolarına katılırdı. 1801 müzayedesinde ailesi Bath'a taşındığında satılan mallar arasında listelenen bir "tiyatro sahnesi" seti, bu amatör prodüksiyonların tutkusunu kanıtlıyor. Belki de sahneye erken maruz kalmanın bir sonucu olarak, Jane Shakespeare'e olan hayranlığında ayrım gözetmiyordu.

5 Mart 1814'te Jane Austen, ünlü aktör Edmund Kean'ın Londra'daki Drury Lane tiyatrosundaki The Merchant of Venice prodüksiyonunda Shylock rolünü oynadığına tanık oldu. Austen'in romanlarında Shakespeare’i özümsemesi, 18. Yüzyılın sonlarındaki yaşamındaki önemine de işaret der.

Bazı eleştirmenler, modern Austen uyarlamalarının, karmaşık bir dünyadan kaçmak ve tarihte daha basit ve daha yavaş bir an olarak algılanan şeye girmek için çağdaş bir arzuya yakalandığını belirtmişlerdir. Yirminci yüzyılın sonlarına kadar Shakespeare'in büyük takdirinin altında da benzer bir arzunun yattığı uzun zamandır kabul edilmiştir.

Linda Troost ve Sayre Greenfield, Shakespeare ve Austen'in “kültürel önemden megastardoma” yükselişini tartışmışlardı ve “sürecin her iki yazar için benzerliğini, cinsiyet ve sosyal çevreye göre ayrılmış ve daha da önemlisi, tür, çıktı ve yapıtın tutarlılığına göre süper-kanonizasyon dinamiklerinin işlerinin iç yapısıyla çok az ilgisi olduğunu gösteriyor” şeklinde belirtmişlerdi.

Yine de Shakespeare ve Austen'in bağlantılı olduklarını kabul etmeliyiz çünkü okuyucular onları tarihsel figürler olarak seviyorlar ve bazı modern eleştirilerin utanç verici olmasına rağmen, yaratımlarına özellikle karakter inşası için saygı duyuyorlar.

http://www.eurovizyon.co.uk/jane-austen-ve-shakespeare-makale,8975.html?fbclid=IwAR3O4MwtAXIEaxiOJvd0S_KEVE_9PNaa2DTQe1R4C4mSseDbgr3iT7BY_4c 


22/09/2020

Jane Austen ve Shakespeare 1. Bölüm

     Jane Austen ve Shakespeare, tuhaf birer ikili gibi görünseler de eserleri, popülerlikleri, uyarlama filmleri ve haklarındaki benzer eleştiriler göz önüne alındığında ortaya çıkan “zıtlığın ortaklığı” irdelenmeye değer.  

    Bugün ne Austen ne de Shakespeare sadece birer eser üzerinden ya da popüler kültür sonucu bu noktaya erişmiş değildir. Günümüze kadar ikisi için pek çok biyografi, belgesel, film, tarihsel araştırma, çizgi roman, oyun vb. yapıldı.

    2010 yılında New York’taki Morgan Kütüphanesi ve Müzesi, Austen için tüm eserlerinden yola çıkarak bir belgesel hazırladı: “Bir Kadın Zekası: Jane Austen'in Yaşamı ve Mirası”. Bugün Austen hakkında söylenen tüm bu gurur kabartıcı sözler ve övgüler, sayısız edebi ve film uyarlamaları, 1989’dan beri aynı anda Rönesans kültüründe yükselen Shakespeare’in popülaritesiyle paralellik göstermekte.

    Shakespeare'in kültürel olarak öne çıkması, Austen'in doğumundan birkaç yıl önce, monarşinin yeniden kurulması ile Stratford Jubilee arasında gerçekleşti. Pek çok bilim adamı, Shakespeare'in etkisinin Austen'in eserlerinde nasıl görülebileceğini araştırmaya başladı.


    Genç nesil özellikle Mansfield Park içinden pek çok alıntı yaparak tartışmaya açık bir şekilde benzerlikleri yakalamıştır. Austen’ın olay örgüsü ve karakter analizleri sıklıkla ve birebir Shakespeare ile yakınlık göstermektedir. O dönemin edebi araştırmacı ve eleştirmenleri ise Shakespeare'in 18. yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar kadın yazarlar üzerindeki baskıcı etkisini vurgulayarak, Austen, Bronte ve özellikle G. Eliot’a dikkat çekmişlerdir.

    Austen için sadece Mansfield Park ve Emma değil, aynı zamanda tüm eserlerindeki arka plan ve olay örgüsünde Shakespeare’nin izlerini yansıttığını ileri sürerek, Austen’ın bunu en çok Gurur ve Önyargı ’da Elizabeth ve Darcy karakterlerinin kurban edilişlerinde gördüklerini belirtmişler.

Devamı ikinci bölümde

http://www.eurovizyon.co.uk/jane-austen-ve-shakespeare-makale,8932.html


10/04/2020

Gerçeğe Çağrı Butonu





Gerçeğe Çağrı Butonu

                                                               
“Gelecekten korkuyorum, olacaklardan  değil, sonuçlarından.” E. A. Poe

“Düşünmeye devam edin, çünkü henüz yasaklanmadı.” Anlamlı pek çok film repliğinden bir tanesi. Halihazırda düşünebiliyorken devam edelim o halde. Bir önceki makalede bir şehir hayal etmiştik, kurgularken ona tek dişli canavar demiştik, hatırladınız mı? Artık onun o tek dişi de sallantıda! Rengi ise karamsarlıktan çıkmış, adeta Z Nation’daki Murphy’nin mavi ile gri arasındaki rengine dönmüş olsun. 10K’nin saydığı gibi, bu tek dişi sallantıdaki şehir, o yapış yapış buruşuk pençesine düşürdüğü insanımsıların sayısını arttırmakla meşgul olsun.

Amerikalı eleştirmen ve şair Edgar Allan Poe da tıpkı pek çok kült isim gibi eserleriyle ve biyografileriyle kütüphaneme yıllar öncesinden girdi. Kim bilir kaç kez okudum kısa hikayelerini, hayatını… kelimelere nasıl dokunduğunu, zihninden parmak uçlarına akan şeyin titreşimini hissetmeye çalıştım… Covid-19 denen sırtlan ile tanıştığımızda önce Poe geldi aklıma; günümüzde yaşasaydı bununla ilgili neler yazardı diye. Benim gibi içinde yaşadığı lanetlenmiş bir şehri nasıl tasvir ederdi? Sokaktaki insanımsıların varlığını yeni keşfedebilmiş olsaydı o nasıl hissederdi, nasıl davranırdı? Kuzgunun ana vatanında sıkışıp kalsaydı çareyi nerede arardı?

Aklımdan böyle onlarcası gelip geçti…

Yazdığımız türler farklı sayılsa da sanırım Poe ile en belirgin ortak noktamız ikimizin de kriptografiye büyük ilgi duyuyor olmamızdır. Bazen her şey apaçık gözünüzün önündedir ama fark edemezsiniz, gözünüzün içine sokarcasına oradadır ama siz orada değilsinizdir. Bazen de gerçek denen şey basitliklerin ardına gizlenir, tıpkı keyifli bir oyunu oynar gibi bul beni der sana. Öyle basit öyle çaresizdir ki olduğu yerde, sen yine tutup çıkaramazsın onu oradan. Çünkü nefes aldığın coğrafya havasıyla, suyuyla, börtü böceğiyle zihnini örtmüş, yaydığı dalgalarla reflekslerini bile kontrol altına almıştır.

Ey akıl tutulması yaşayan insanoğlu, hala burada köklerini salmak için yanıp tutuşuyorsun. Hala duyularını inatla kapatıyorsun bu kurgu şehri için. Felaketin henüz ilk aşamasındayken onlar pes etti ama sen etmiyorsun! Bu zavallı savaş için gösterdiğin akılsız ama sabırlı gayreti keşke gerçeği keşfedebilmek adına da göstersen.

Bil ki bu kurgu şehrinin iştahı kabardıkça kabarıyor. Yediği önünde yemediği arkasında denilen cinsten. Azgın bir yaratık gibi patlayana kadar yiyecek. Midesinde yer kalmadığında yuttuğu her şeyi bu kez bulaştırdığı zehirle birlikte etrafa kusacak.

İşte o zaman yeni başlıyor olacağız.

#EvdeKalTürkiye
#StayHome



23/03/2020

Tek Dişli Canvar





     Tek Dişli Canavar

                                     
  “Hell is empty and all the devils are HERE.”
                                                                                W.  Shakespeare

İçi dışı mürekkep karasıyla boyanmış, zehir dolu havasıyla çepeçevre sarılmış, göğünde rahmet gezeceğine, ruhunu ele verircesine kasvet rengi bulutlarla sarmalanmış bir şehir düşleyin. Sürekli yağış almasına rağmen bir türlü bereketi ve rahmeti içinde barındıramayan, dikenli sokaklarında günlük hayatlarını yaşıyor görünen insanımsılarla dolup taşan, bir vampir edasıyla kan yerine enerji emen tek dişli bir canavar şehir!
Ölümsüzlük suyundan içememiş, gerçeklik kapısından girememiş, içleri boş birer çuval gibi salına salına yürür insanımsılar. Otobüste, metroda yanına neyin oturduğundan kimin haberi var ki? Bu kurgu şehrinde gayriihtiyari bir tanesiyle göz göze gelmenin ne demek olduğunu tahmin bile edemezsin! Sen sabaha tam vaktinde başlar, korumalarını kendine amade edersin, sonra dışarı çıkmaya gör! Enerji hırsızları seni iliğine kadar sömürmek için hemen yanı başındadırlar. Sanma ki tependeki bulutlar rahmet bulutudur, yağan yağmurlar berekettir o şehirde! Aslında bu manzaranın içinde yer alan her şey bu şehrin kurgusal birer gölgesidir.
Bir zehir gibi her yeri kuşatan havası, geceni gündüzüne karıştırır, zihnini aptallaştırır. Sen kendine en iyi yüklemeyi yaparsın, onlar bir parmak şıklatmayla ışığını senden çalarlar. Ne kadar güçlüysen o kadar bezdirirler seni. Ne kadar pozitifsen o kadar dayanamayacak hale getirirler seni burada.
Aydan aya, yıldan yıla sen de diğerleri gibi insanımsı olma yolunda bir adaysındır. Gözü açıklardansan, farkındaysan olup bitenin, hiç durma çek git buralardan! Bu şehrin seni kullanmasına izin verme. “Bu şehri çok seviyorum, burada kendimi iyi hissediyorum,” diyenlerdensen geçmiş olsun, adaylığın onaylanmış. Umarım onlara katılmadan senin de gözün açılır da kapı kapanmadan dönebilirsin.
Bırakın bu dünyaya çocuk getirmeyi, bir de o şehirde şeytanın kurtarılmış çemberinde ona yazık edeceksiniz. İnsanların maneviyatları zayıf olunca gözlerindeki perdenin kalkmasını nasıl umabiliriz? Elbette her şey normal görünecek onların gözüne. O şehirde doğan, doğacak ve yetişecek olan bebeklere üzülüyorum. Onun seçme şansı yoktu, ama ebeveynlerin vardı. Herkes gibi o da ilerde hakkını aramak için hesabını soracaktır, maalesef.
Şayet sen de güçlüysen bir süre daha dayanırsın (sakın görünüşe aldanma, gücün kimde olduğunu asla bilemezsin). Bu kurgu şehirle işin bittiğinde ise arkana bile bakmadan temiz ruhunu çıkart bu ruhsuz kan emici yerden. Bırak içindekiler kısır döngülerinde soluk almadan hareket etmeye devam etsinler.
Bir zamanlar methiyeler düzdüğün bu yerin maskesi düştü. Gerçeği öğrenmek kimi zaman can yakar ama bu sefer şükrettirdi.
Seçimlerin hayatlarımızda nasıl bir rol oynadığını çok iyi biliyoruz. Maneviyatında eksiklik varsa bir an önce doldurmaya bak. Nefes alacağın yeri seçerken yanlış kararlar vermemek için bu en önemli adım olacak.
Çok haklı, ‘cehennem boş, tüm şeytanlar bu şehirde!’  
                                  

Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...