23/04/2019

Retrospektif Gotik Kurgu




Retrospektif Gotik Kurgu


Gotik kurgu, ilk ortaya çıkışından bu yana eleştirmenler, edebiyat alimleri hatta okurlar tarafından kurgusu gereği retrospektif yani tekrarlayan, tersten başlayan, geriye dönük, açıklanamayan, tarifsiz bir ifadeyle şekillenmiştir.

David B. Morris, tipik Gotik vizyonunu “geçmişin şimdiki zamanla iç içe geçirildiği, olayların hiçbir zaman tamamen insan seçimlerinin bir ürünü gibi değil, bilinmeyen veya gömülü bir modelin verileri” olarak tanımlamaktadır. Aslında, en son yapılan araştırmalar Gotik türünün bireysel veya alt türlerinin bir listesiyle değil, “perili olma sanatı” olarak adlandırılan ve her şeyi kapsayan bir terim ile tanımlandığını öne sürmektedir.

Belki de bunun nedeni kendini tekrarlayan, geriye gittikçe günümüzle harmanlanıp, sonsuz kereler okunan hayalet hikayeleridir. Geçmişte yaşanan dramatik, travmatik ve buğulu dünyada gönülsüz bir şekilde varlığını sürdüren, nihayetinde huzur bulacakken bu sefer de karanlık ortamlara ve gecelere hapsedilen hayaletlerdir bunun sebebi.

Gotik kavramının edebiyata ulaşması 18. yüzyıla denk gelmektedir. 1764 yılında türün ilk yapıtı olan “The Castle Of Otranto” Sir Horace Walpole tarafından yazılmıştır. Gotik Edebiyat denilince akla gelen bir diğer isim ise Ann Radcliffe’dir. Radcliffe, bu türü bir adım daha öteye götürerek kır yaşamı, insan yalnızlığı, yabancılaşma ve modern yaşamın etkileri gibi zıtlıkları eserlerine yansıtmıştır. Yine bu dönemde bazı yazarlar hayalet imgesini kullanarak bir korku unsuru yaratmışlardır.
18.yüzyılın en büyük örneği ise Mary Shelley tarafından kaleme alınan “Frankestein” adlı romandır. Yazar, Gotik romanın hayalet imgesini yok sayarak yeni çağın Gotik türünü belirginleştirmiştir. Gotik türün en önemli temsilcisi ise Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’dur. Yazarın benim için de çok ayrı bir yeri vardır.

Gotik tür, edebiyatta kendisini korku arka fonu ile gösterir. Bu korku, fantastik hikayeler ile ve kimi zaman da doğa üstü olaylar ile ortaya çıkmaktadır. Psikolojik ve fizyolojik sorunlar da Gotik türün vazgeçilmez nitelikleri arasındadır.

Hem İngiltere’de hem de Türkiye’de ulaşabileceğiniz bu türün kitap önerileri için aşağıdaki linklere göz atabilirsiniz.




http://www.eurovizyon.co.uk/retrospektif-gotik-kurgu-makale,8534.html

16/04/2019

Uğultulu Tepeler, Emily Brontë


Uğultulu Tepeler, Emily Brontë




“Bana göre sonsuz mutluluk, batı rüzgarları eserken ve parlak, bembeyaz bulutlar başımın üzerinden hızla geçerken bir ağacın hışır hışır sesler çıkaran yemyeşil dallarında sallanmaktı.”

Pek az sayıda roman bu denli anlamlı bir isme sahiptir: Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) Tutkuların yabanıl ve hırçın duygularını sergileyen acımasız ama bir o kadar da narin ve kederli rüzgarların estiği ıssız bir tepede tek başına bir ev; Earnshaw ailesinin yaşadığı, içinde ölümle yaşamın iç içe olduğu, taşlaşmış kalplerle masumiyetin aynı odada uyuduğu sıcak bir yuva.
Rüzgarların egemen olduğu bu tepelerde doğa da oldukça haşin ve tedirgindir. Kışın sert yüzü açığa çıkınca, yakınından yamacından geçen canlılara hiç merhameti yoktur. Kıraç ve tehlikelidir. Ilık zamanlarında ise onlar için sere serpe döşenen yemyeşil doğa halısında gezinen kuzularla koyunları vardır. Huzurlu ve dingindir. Romanda geçen karakterler de bu doğanın tastamam birer parçaları gibidir. Baş karakter olan Hitchcliff (sarp-kaya) sanki o dönemlerde rastlanılması imkansız, tamda adına uygun doğaüstü bir kişiliktir. Aynı evde büyüdükleri Catherine’le olan derin aşkları hem masumiyetin büyüsünü hem de yaşadıkları ortamın zalimliğini defalarca gözler önüne serer.

Uğultulu Tepeler, Victoria çağı romanlarına hiç benzemez. Emily Bronte’nin kendine has bir kalemi vardır. Bana göre kardeşleri arasında en yeteneklisi ve en farklı olanıdır Emily. Roman o dönemlerde oldukça eleştiri alır. Nede olsa bu özgün hikaye dönemin tüm ahlak kurallarını ve geleneklerini yerle bir etmiştir. Bu roman Emily Bronte’nin salt düş gücünün dışa vurumudur.
Emily Bronte, Uğultulu Tepeler’i olayların sırasını izleyerek düz bir biçimde değil de sondan bir süre önce başlayarak anlatır. Hayret ve hayranlık uyandıran bir ustalıkla kurduğu bu ilk ve son romanını, iki anlatıcı kullanarak okura sunar. O dönemde görülmedik bir yöntemle en olağandışı durumları, en aşırı duyguları, tipik Victoria Çağı karakterlerinin anlatımlarıyla yansıtır hikayeye.
Wuthering Heights ilk yayımlandığında o çağın en saygın edebiyat dergisi Quarterly Review’da şu şekilde tanımlanarak yerin dibine batırılmaya çalışılmıştır: “isyan ettirecek nitelikte”, “inanılmaz derecede canavarca”, “en ahlaksız İngiliz okuyucular için bile mide bulandıracak kadar tiksindirici”
George Sampson, 1941’de çıkan The Concise Cambridge History of English Literature’da bu kitabın King Lear gibi bir başyapıt mı yoksa gülünç abartılarla dolu beş para etmeyen ucuz bir roman mı olduğu yönündeki eleştirilere şu cevabı verir: “Bu kitabın eşi benzeri yoktur. Daha önce de olmadı, o zamandan beri de olmadı, bundan sonra da hiç olmayacak.” Sampson’a katılmamak elde değil.

Diğer makaleler için:                                                    http://www.eurovizyon.co.uk/ugultulu-tepeler-emily-bront-makale,8530.html




Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...