29/06/2019

Arthur Spiderwick's Field Guide

                     

                      Arthur Spiderwick's Field Guide to the                                                  Fantastical World Around You







28/06/2019

Dünyayı İyileştir - Heal The World



Hırpala. Yıprat. Kır. Parçala. Ez. Yok et.
Ölümlü olanların sıradan yaşamlarını ifade eden birkaç kelime işte…
Dünya adı verilmiş bu istasyon kullanıma kapanmak üzere farkında mısınız?
İstasyona ait neredeyse her şey yıpranmış ve kullanım dışı olmak üzere…
İnsanoğlu yüzünden bu gezegende yaşayan diğer görünmezler ve yaşam formları tehdit altında yaşamaya çalışıyorlar. Kibirli, bencil fanilerin ukalalık içinde geçen hayatları yüzünden masumların, kıymetlilerin, sevgi dolu olanların canları acıyor. Ekolojik hasarlar tüm gezegeni alt üst etmeye devam ediyor.
Dünya tehdit altındaysa, gezegende yaşayan tüm yaşam formları tehlikededir. Fanilerin faaliyetlerinin çoğu, dünyaya ve çevresine rahatsızlık veriyor. Bu süreçte birçok doğal sistem etkileniyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliği bu tür rahatsızlıkların bir sonucudur.
İnsanoğlu nasıl bir dünya istiyor? China Mieville’nin Perdido Sokağı İstasyonu’ndaki gibi tekrar yapımların, esrarengiz ırkların cirit attığı, yeraltı dünyası patronlarının egemenliklerini ilan ettiği, geceleri kentlerde sürek avlarının başlatıldığı karanlık, kokuşmuş bir gezegen mi istiyorlar?
Dünyanın refahı hakkında endişe duyuyor musunuz? Kurtarmak için elinizden geleni yapmak ister misiniz? Küresel ısınma, çöpleşen okyanuslar ve nesli tükenmekte olan hayvanlar hakkında işe nereden başlayacağınızı bilmek zor gelebilir. Bir kişinin tepkisi bir fark yaratmayacak gibi de görünebilir. İşte ilk yanlış burada başlıyor; bir kişi bile geleceğe yön verebilir! Kişisel alışkanlıklarımızı değiştirerek ve başkaları üzerinde de verimli bir etki yaratabilmek adına bazı önerilerim var.
  • Su tasarrufu yapın
  • Daha az kimyasal kullanın
  • Zehirli atıkları ve diğer çöp türlerini doğru yerlere atın
  • Büyük çaptaki su kirleticilerinin tespitine yardımcı olun
  • Daha az elektrik tüketin
  • Daha az araba kullanın
  • Yerel marketlerden alışveriş yapın
  • Daha fazla sebze, daha az et yiyin
  • Hava kirliliğine karşı aktivist olun
  • Yiyecek, temizlik ve kişisel bakım ürünlerini kendiniz yapmaya çalışın
  • Bol bol ağaç ve bitki dikin ve onları asla kesmeyin
  • Şehrinizdeki hayvanlar için barınaklar yapın ve evinizin çevresine su kapları koyun
  • Bahçeniz varsa gaz veya elektrikle çalışan yerine manuel çalışan bir çim biçme makinası kullanın
  • Mevsimsel balıkçılık yaparak sürdürebilirlik haklarına saygı gösterin
  • Vahşi hayvanlara da yaşam hakkı tanıyın, eziyet etmeyin
  • Hayvan koruma gruplarına katılın ve fiziksel olarak çaba harcayın
  • Televizyon ve sirk gibi hayvanları kullanan eğlence yayınlarını ve gösterileri protesto edin
  • Hayvanları korumaya yönelik yardım kuruluşlarından alışveriş yapın
  • Hayvan barınaklarında gönüllü olun ve yardım edin
  • Kürk giyenleri, satışını yapanları ve destek verenleri protesto edin
  • Hayvanat bahçelerini gezerek bir nevi gönüllü teftiş hizmeti verin
  • Zararlı sandığınız böceklerden vb. kurtulmak için kimyasal zehir kullanmayın, kapan veya daha eski yöntemler deneyin
Hala umursamıyor musun ey fani! Bu gezegen sadece insanoğlu için yaratılmadı. Görünen görünmeyen sayısız varlıkla iç içe yaşıyoruz. Bilin ya da bilmeyin, görün ya da görmeyin bu asla gerçeği değiştirmeyecek. Bencillikten yorulmadınız mı artık? Yaşayan, nefes alan tek canlı siz değilsiniz. Pek çok insan görünümlü amip yaşıyor çevremizde. Yani, hayvan ve diğer canlı türlerine haksızlık etmeyin, onlar bazen daha akıllı ve vicdanlı olabiliyorlar.





05/05/2019

Neptün'le Yolculuk Başlasın!



Sevgili Arkadaşlar,

Bundan böyle her hafta Londra Kanal T stüdyolarında Neptün'le Yolculuk adlı programımla ekranlarda olacağım.
Edebiyattan yazarlara, kitaplardan sinemaya kadar keyifli konularım ve konuklarım olacak.
Yazar adaylarına tavsiyeler başlıklı konularım da olacak elbette.
İlk yayın çok yakında Kanal T'de!

***

Dear Friends,

I am so excited about my new tv show which is about literature, books and writers on Channel T in London. In this tv show, I will invite writers and important guests from the literature world. Also will be advice to young and aspiring writers. 
"Journey with Neptune" will be on tv every Friday night. 
First broadcast very soon.

23/04/2019

Retrospektif Gotik Kurgu




Retrospektif Gotik Kurgu


Gotik kurgu, ilk ortaya çıkışından bu yana eleştirmenler, edebiyat alimleri hatta okurlar tarafından kurgusu gereği retrospektif yani tekrarlayan, tersten başlayan, geriye dönük, açıklanamayan, tarifsiz bir ifadeyle şekillenmiştir.

David B. Morris, tipik Gotik vizyonunu “geçmişin şimdiki zamanla iç içe geçirildiği, olayların hiçbir zaman tamamen insan seçimlerinin bir ürünü gibi değil, bilinmeyen veya gömülü bir modelin verileri” olarak tanımlamaktadır. Aslında, en son yapılan araştırmalar Gotik türünün bireysel veya alt türlerinin bir listesiyle değil, “perili olma sanatı” olarak adlandırılan ve her şeyi kapsayan bir terim ile tanımlandığını öne sürmektedir.

Belki de bunun nedeni kendini tekrarlayan, geriye gittikçe günümüzle harmanlanıp, sonsuz kereler okunan hayalet hikayeleridir. Geçmişte yaşanan dramatik, travmatik ve buğulu dünyada gönülsüz bir şekilde varlığını sürdüren, nihayetinde huzur bulacakken bu sefer de karanlık ortamlara ve gecelere hapsedilen hayaletlerdir bunun sebebi.

Gotik kavramının edebiyata ulaşması 18. yüzyıla denk gelmektedir. 1764 yılında türün ilk yapıtı olan “The Castle Of Otranto” Sir Horace Walpole tarafından yazılmıştır. Gotik Edebiyat denilince akla gelen bir diğer isim ise Ann Radcliffe’dir. Radcliffe, bu türü bir adım daha öteye götürerek kır yaşamı, insan yalnızlığı, yabancılaşma ve modern yaşamın etkileri gibi zıtlıkları eserlerine yansıtmıştır. Yine bu dönemde bazı yazarlar hayalet imgesini kullanarak bir korku unsuru yaratmışlardır.
18.yüzyılın en büyük örneği ise Mary Shelley tarafından kaleme alınan “Frankestein” adlı romandır. Yazar, Gotik romanın hayalet imgesini yok sayarak yeni çağın Gotik türünü belirginleştirmiştir. Gotik türün en önemli temsilcisi ise Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’dur. Yazarın benim için de çok ayrı bir yeri vardır.

Gotik tür, edebiyatta kendisini korku arka fonu ile gösterir. Bu korku, fantastik hikayeler ile ve kimi zaman da doğa üstü olaylar ile ortaya çıkmaktadır. Psikolojik ve fizyolojik sorunlar da Gotik türün vazgeçilmez nitelikleri arasındadır.

Hem İngiltere’de hem de Türkiye’de ulaşabileceğiniz bu türün kitap önerileri için aşağıdaki linklere göz atabilirsiniz.




http://www.eurovizyon.co.uk/retrospektif-gotik-kurgu-makale,8534.html

16/04/2019

Uğultulu Tepeler, Emily Brontë


Uğultulu Tepeler, Emily Brontë




“Bana göre sonsuz mutluluk, batı rüzgarları eserken ve parlak, bembeyaz bulutlar başımın üzerinden hızla geçerken bir ağacın hışır hışır sesler çıkaran yemyeşil dallarında sallanmaktı.”

Pek az sayıda roman bu denli anlamlı bir isme sahiptir: Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) Tutkuların yabanıl ve hırçın duygularını sergileyen acımasız ama bir o kadar da narin ve kederli rüzgarların estiği ıssız bir tepede tek başına bir ev; Earnshaw ailesinin yaşadığı, içinde ölümle yaşamın iç içe olduğu, taşlaşmış kalplerle masumiyetin aynı odada uyuduğu sıcak bir yuva.
Rüzgarların egemen olduğu bu tepelerde doğa da oldukça haşin ve tedirgindir. Kışın sert yüzü açığa çıkınca, yakınından yamacından geçen canlılara hiç merhameti yoktur. Kıraç ve tehlikelidir. Ilık zamanlarında ise onlar için sere serpe döşenen yemyeşil doğa halısında gezinen kuzularla koyunları vardır. Huzurlu ve dingindir. Romanda geçen karakterler de bu doğanın tastamam birer parçaları gibidir. Baş karakter olan Hitchcliff (sarp-kaya) sanki o dönemlerde rastlanılması imkansız, tamda adına uygun doğaüstü bir kişiliktir. Aynı evde büyüdükleri Catherine’le olan derin aşkları hem masumiyetin büyüsünü hem de yaşadıkları ortamın zalimliğini defalarca gözler önüne serer.

Uğultulu Tepeler, Victoria çağı romanlarına hiç benzemez. Emily Bronte’nin kendine has bir kalemi vardır. Bana göre kardeşleri arasında en yeteneklisi ve en farklı olanıdır Emily. Roman o dönemlerde oldukça eleştiri alır. Nede olsa bu özgün hikaye dönemin tüm ahlak kurallarını ve geleneklerini yerle bir etmiştir. Bu roman Emily Bronte’nin salt düş gücünün dışa vurumudur.
Emily Bronte, Uğultulu Tepeler’i olayların sırasını izleyerek düz bir biçimde değil de sondan bir süre önce başlayarak anlatır. Hayret ve hayranlık uyandıran bir ustalıkla kurduğu bu ilk ve son romanını, iki anlatıcı kullanarak okura sunar. O dönemde görülmedik bir yöntemle en olağandışı durumları, en aşırı duyguları, tipik Victoria Çağı karakterlerinin anlatımlarıyla yansıtır hikayeye.
Wuthering Heights ilk yayımlandığında o çağın en saygın edebiyat dergisi Quarterly Review’da şu şekilde tanımlanarak yerin dibine batırılmaya çalışılmıştır: “isyan ettirecek nitelikte”, “inanılmaz derecede canavarca”, “en ahlaksız İngiliz okuyucular için bile mide bulandıracak kadar tiksindirici”
George Sampson, 1941’de çıkan The Concise Cambridge History of English Literature’da bu kitabın King Lear gibi bir başyapıt mı yoksa gülünç abartılarla dolu beş para etmeyen ucuz bir roman mı olduğu yönündeki eleştirilere şu cevabı verir: “Bu kitabın eşi benzeri yoktur. Daha önce de olmadı, o zamandan beri de olmadı, bundan sonra da hiç olmayacak.” Sampson’a katılmamak elde değil.

Diğer makaleler için:                                                    http://www.eurovizyon.co.uk/ugultulu-tepeler-emily-bront-makale,8530.html




19/01/2019

Romantik Stevenson'dan Ahlaki Endişeler: Dr. Jekyll and Mr. Hyde



Robert L. Stevenson, birçok Victoria dönemi yazarının paylaştığı bir endişeyi dile getiriyor: insan psikolojisi derinlemesine araştırılıp anlaşıldığında inanç kaynağının yok olacağı. Yazarın bu kaygısı pek çok kişisel deneyiminde ve yazılarında da belirgin bir şekilde karşımıza çıkıyor. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın tuhaf davasını konu alan bu kısa romanda Stevenson, insan doğası ve karakteriyle ilgili inanç ve bilimi birbiriyle uzlaştırmanın ne denli başarısız bir girişim olduğunu ortaya koymuş.
Hikaye, geçmişteki romantik doğa ve ahlak kavramlarına değinerek ve tersine çevirerek Bay Hyde'ı merak uyandırıcı, ancak belirsiz keşiflerin getirebileceği öngörülemeyen ve istenmeyen dehşetlerin bir paradigması olarak sunuyor okura. Öyle ki Stevenson insandaki yoğun kötülüğü örneklemek adına da Mr. Hyde karakterini kurgulamış.
Kurguda gözüme takılan bazı incelikler ise yazar Stevenson ile hikayeyi birbirine bağlayan detaylardı. Örneğin, hikaye Londra'da yaşanıyormuş gibi sunulmuş olsa da, aslında Stevenson'un doğduğu yer olan Edinburgh'da gerçekleşiyor gibi hissedilmesi, Jekyll karakterinin ününü ahlaki zayıflıkla karıştırma endişesi, Edinburgh’un katı Puritan topluluklarında üst orta sınıflar için duyulan tedirginliğin hissedilmesi…
Bu arada yazarın Londra’sı soğuk ve karanlık bir yerdir ve orda ilahi gizemler yoktur. Karakteri Jekyll’a da dedirttiği gibi “ıstıraplar ve terörler ancak bu kadar rahatsız edicidir”    : )
Agnostik duyarlılığı bir yana, Stevenson'ın Romantiklere olan bağlılığı, hikayenin özü “sofistike bir psikolojik korku” olmasına rağmen yazarın romantik satırlarından da anlaşılabiliyor.
Tıpkı Frankenstein gibi, Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ın garip davası da anlatı ve kurgu bakımından karakteristik bir komplikasyona sahip olan “Gotik kurgu” türüne giriyor. Bir nevi anlam kontrolünün belirsiz başarısının getirdiği gizem de denebilir. Nihayetinde, karanlık ve kafa karıştırıcı dünya tasvirleyen Stevenson gerici duyguları, gizemli hoş gerçeklere tercih ederek, somut korkuları açığa vurmakta ve Victoria dönemine eşlik eden esrarengiz doğal güçten sert bilime olan ilginin değişimini yansıtmaktadır. Bununla birlikte fanteziyi “akla yatkın” hale getirmek için “gerçek” kişilerin zihninden geçirerek, dönemin duyarlılıklarına da hitap etmiştir.
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın hikayesinde yazar, psikolojinin insan karakterinin kökenini tartışmasız olarak tanımlayabilmesi durumunda ortaya çıkması kesin sonuçların farkında olduğunu ifade ediyor. Ayrıca kötülüğün tüm insanlarda içsel olduğu ya da en azından insanların deneyimlerinin sonucu olabileceğini vurgulayarak ilahi adalete de değiniyor. Dini alet eden ikiyüzlüler kadar kusurlu fakat iyi insanları da hikayesine dahil eden yazara göre; bilim, insanlığı tam anlamıyla tatmin etmeyebilir, Tanrı’nın varlığından şüphe duymaya devam edilirse işte o zaman Romantikler bazı gizemleri çözümsüz bırakmakta haklı olabilirler ve asıl o zaman dünya onlar olmadan çekilmez bir hal alır.




Anlatan mı, Susan mı?

  Geçen gün Netflix’de yayına giren His&Hers dizisini bir solukta bitirdiğimi belirtmeliyim. Bir kurgu yazarı gözüyle izlediğimde eleşti...